• Ana Sayfa
  • Hakkimizda
  • Üye Olun
  • Ziyaretçi Defteri
  • Forum
  • İletişim
  • Görsel Eğitim Setleri

  • _______________

    ZiyaretÇi BilgileRi 

    Bilgileriniz 

    » Bu sitemizi ziyaretin.

     

     

     

     

     

    PAYLAŞINN..!

     

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

    Paylaşıyorum

    Hareket ve Tesaduf

    Hareket ve Tesadüf

    Nizamettin YILDIZ

     


    Kâinatta her nesne, her kanun ve her hâdisenin inceden inceye hesaplandığını düşünmek, günümüz insanının kolayca inanabileceği bir husus değil. Kâinattaki hareket eden her şeyde, görünen/görünmeyen matematikî bir gerçeklik olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum, ilim tentenesinin örgüleri arasında gezinen ilim adamlarını daha fazla hayrete sevk etmektedir.

    Günümüzde fizikçiler, en büyük ve en küçük maddî büyüklükler, en büyük ve en zayıf kuvvetler üzerinde çalışırken, bunların bazıları arasındaki oranları hesapladıklarında 1040'a yakın değerlere birkaç defa ulaştılar. Meselâ atom çekirdeğindeki proton ve nötronların bir arada tutulmasında kullanılan 'güçlü çekirdek kuvveti'nin yerçekimi kuvvetinden 1040 defa daha fazla olduğu anlaşıldı.1 Bazılarının bu durumu tesadüf eseri olarak ele almalarına karşılık, bunun böyle olamayacağını sorgulama cesareti gösteren ve tartışmaya açanlar da oldu. Zîrâ, aynı sayıyla birkaç defa karşılaşmak, zihinlerde ister istemez, önceden belirlenmiş ve hesaplanmış olma düşüncesini uyandırdı. Bu durum, satranç maçı yapan birine, yanındaki kişinin, tam oynayacağı sırada, zihnindeki hamleleri söylemesine veya bir güfteye beste ararken, üst kattan güfteye uygun bir beste çalınmasına benziyordu. Birilerinin olacak olanı veya olması gerekeni hiç de ummadığınız bir anda ortaya koyması çok şaşırtıcı bir durum değil midir? Yoksa kâinattaki bütün oluş ve hareketler ile bunlara karşılık gelen değerler önceden belirlenmiş miydi? Akılsız ve şuursuz maddenin davranış modelinde belli bir mantık mı vardı?

    Comte de Buffon (1707–1788), üç asır önce, kibrit çöplerinin veya iğnelerin yere düşmeleri üzerinde ihtimal hesaplarına ait çalışmalar yapmaya başladığında, bu kadar şaşırtıcı bir gerçekle karşılaşacağını hiç düşünmemişti herhalde. Yaptığı hesaplamalara göre, belli aralıklarla yere çizilmiş paralel çizgilerin üzerine atılan iğnelerin çizgilere değme ihtimali, π sayısıyla orantılı çıkmaktaydı (Şekil 1–2). Çizgiler kibrit uzunluğuna eşit aralıklı çizildiğinde ise, bu sayı tam 2/π olmaktaydı. Bu, kâğıt üzerinde hesaplanan teorik bir neticeydi; fakat pratiğe döküldüğünde ilginç neticeleri beraberinde getirecekti. Yani belli miktarda deneme yapıldığında, teorik hesapta çıkan sayı kadar kibrit çöpünün çizgilere değmesi beklenmeliydi ve gerçekten de öyle olmuştu. Hattâ buradan yola çıkarak matematikçiler Pi sayısını elde etmenin ayrı bir yolunu buldular. Zîrâ, çizgiye değen kibrit çöpü veya iğne sayısının, bütün iğnelerin veya kibrit çöplerinin sayısına oranı, Pi ile orantılı bir sayı verecekti. 1901 yılında Mario Lazzarini bir iğneyi 3.408 kere yere attı ve neticede 355/113, yani 3.1415929 oranı elde etti ki, bu değer gerçek değerden sadece 0.0000003 kadar farklıydı.

    Peki, bu ne mânâya geliyordu? Kâinatla birlikte yaratılan bir sayı, her defasında değişik sahalarda karşımıza çıkan Pi sayısı, bir cismin düşeceği yer konusunda, tesadüfle izah edilemeyecek bir neticenin alınması için Küllî İrade'nin tecellisini göstermek üzere rol mü oynuyordu? Yani düşmek, o kadar alelâde bir hâdise değil miydi? Bir yaprağın yere düşüşü belli bir hesap ile miydi?

    Bunun deneyle ispatı zor değildi. Bugün binlerce defa tekrarlanmış olan bu durum, ilk defa bir araya gelen bir grup matematikçi tarafından 3.000 iğnenin yere bırakılması ile denendiğinde, çizgilere değen iğne sayısı 1.900'e yakın çıkarak isteneni vermiş ve netice şaşırtıcı olarak Pi sayısıyla oranlı bulunmuştu.

    Asıl bağıntı üstte verilen denklem gibi olmasına rağmen, burada iğne boyu ve çizgi aralıkları eşit alınınca istenen oran 2/ π olmaktaydı. İşte bu gerçek, düşme hâdisesini bile alelâde olmaktan çıkarırken, Kur'ân'da Bedir günüyle ilgili olarak beyan edilen "Atarken sen atmadın!.." hakikatinin anlaşılmasına da kapı aralıyordu. Aslında yaprağın bile, insana şah damarından daha yakın olan Zât'ın ilmi ve hesabı dışında düşmesi mümkün değildir. Atomlardan galaksilere seyahat eden insan zihni artık her noktada bu hakikatle bir defa daha yüzleşmektedir.

    Kâinatın bir yerinde farklı fizikî kanunlara bağlı yaşatılan bir varlık grubu düşünelim. Bunlar yuvarlak düz bir dünyada yaşıyor olsunlar (Şekil–3). Merkeze yaklaştıkça da adımları büyüyor olsun. İşte bu canlılar için iki nokta arası en kısa yol, bizdeki gibi düz bir çizgi olmayacaktır (A-B arası). Merkeze yaklaştıkça adımları büyüyeceği için, merkeze yakın gideceklerdir. Fakat bu şekilde yolu biraz daha uzatacaklarından en kısa yol bu iki değişkeni de sağlayan merkeze kısmen yaklaşarak geçen eğik çizgi olacaktır. Peki, biz o canlıları hep bu şekilde yürüyor görseydik ne düşünürdük? Veya bu şekilde hareket edenlerin cansız varlıklar olduğunu bilseydik? Bu durumda, bu yaratıkların ya çok zeki olduklarını düşünürdük veya her şeyi bilen ve gören ve her yerde hazır ve nâzır birinin onları yönlendirdiğine hükmederdik.

    Karşı karşıya gelen bir kaleci ile hücum oyuncusunun en iyi hamle zamanlarını ve noktalarını veya bir tenis oyuncusunun topu karşılayacağı en iyi an ve pozisyonu bulmak aslında ince hesap gerektirir. Tenis maçlarında, sporcunun bazen cesaret gösterip doğrudan fileye yaklaşarak topu karşıladığı görülür. Bununla aslında çok büyük avantaj elde eder. Çünkü bu yolla topun düşebileceği alanı en aza indirir, karşılayabilme ihtimalini artırır (Şekil–4). Ama bunun yanında top kendisine daha çabuk ve hızlı ulaşacağı için bir dezavantajla karşılaşması da kuvvetle muhtemeldir. Bu da, fazlaca ileri çıkmasının pek doğru olmayabileceğini gösterir. Dolayısıyla bu iki nokta arasındaki herhangi bir nokta, alan ve hız değişkenleri göz önüne alındığında en avantajlı pozisyon olacaktır. Aynı şekilde kaleci için de, rakip futbolcu ile kale arasında top hızı ve alan değişkenlerine bağlı olarak en fazla avantaj sağlayan bir nokta vardır.

    Pek tabiî tenisçiler ve futbolcular böyle davrandıklarında garipsemeyiz. Çünkü onlardan akıl sahibi canlılar olarak, zaten böyle davranmaları beklenir. Fakat cansızların böyle davrandığını görsek, nasıl yorumlayıp açıklardık acaba? Bu mantığı şuurlu bir şekilde uygulayan, fakat kendisi şuur sahibi olmayan bir varlık vardır ki, insanı cidden şaşırtmaktadır: Işık

    Dikdörtgen bir ABCD pisti düşünelim. Bu pistin bir köşesinden diğer köşesine koşacak olan bir at için en kısa yol, homojen zeminli bir pistte, AC köşegeni iken, zemini homojen olmayan pistte, kırık bir yoldur. Bu pistin genişliği 8 metre, eni ise 6 metre, yarısı çim, yarısı kum olsun (Şekil–5). Atın kumdaki hızı da çimdeki hızının yarısı olsun (çimde 1 metreyi 1 birim zamanda alsın). Bu durumda at AC köşegenini 15 birim zamanda, AEC yolunu ise 14,5 birim zamanda alacaktır. ABC yolu ise çok daha uzundur. Dolayısıyla bu iki yol arasından geçen her yol, bunlardan daha kısa olacak, en kısa yolun geçtiği O noktası da M ve E arası noktalardan biri olacaktır (AOC). Dikkatle baktığımızda, anlarız ki, böyle bir yol ışığın ortam değiştirirken, meselâ havadan suya girerken aldığı yoldur (kaşığın çay bardağındaki kırık görüntüsü). İşte ışık, insanı hayrette bırakacak şekilde O sırlı noktayı bulmakta ve takip etmektedir. Yani ortam değiştirirken insanı şaşırtan bir şekilde en kısa yolu bulup takip etmektedir.
    "Demek zerre -çünkü âcizdir, yükü nihayetsiz ağırdır ve vazifeleri nihayetsiz çoktur- bir Kadîr-i Mutlak'ın ismiyle, emriyle kâim (işinin başında) ve müteharrik (hareket hâlinde) olduğunu bildirir. Hem kâinatın nizamat-ı külliyesini (bütün kanunlarını ve düzenini) bilir bir tarzda tevfik-i hareket etmesi (uygun şekilde) ve her yere mânisiz girmesi, tek bir Alîm-i Mutlak'ın kudretiyle, hikmetiyle işlediğini gösterir." (Mesnevi-i Nuriye, Said-i Nursî)
    Kâinattaki cansız varlıkların ve zerrelerin dahi Küllî bir İrade'ye ram olduklarını gösteren bütün bu ince hesap ve hikmetli işleyiş, şuursuz hareket eden, istikametini bir türlü belirleyememiş, hep bir yerlere çarparak ve düşerek ilerlemeye çalışan insanlara bir şeyler ifade etmiyor mu?

    Dipnot
    1. Sızıntı 2007 Haziran, Madde ve Anti-Maddenin Düşündürdükleri. Dr. Ö. Said Gönüllü





    Bu sayfa hakkında yorum ekle:
    İsmin:
    Mesajınız:

    azizyilmazcom.tr.gg
    => Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=