• Ana Sayfa
  • Hakkimizda
  • Üye Olun
  • Ziyaretçi Defteri
  • Forum
  • İletişim
  • Görsel Eğitim Setleri

  • _______________

    ZiyaretÇi BilgileRi 

    Bilgileriniz 

    » Bu sitemizi ziyaretin.

     

     

     

     

     

    PAYLAŞINN..!

     

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

    Paylaşıyorum

    Bilgi Uzerine Dusunceler

    Bilgi Üzerine Düşünceler

    Dr. Selim AYDIN

     

    Bugünkü bilgilerimiz ışığında yeryüzünde yaratılmış karbon, hidrojen, oksijen ve azot temelli, diğer bir tabirle organik varlıklar içerisinde insan; zihnî, ruhî, aklî ve kalbî melekelerle donatılmış yegâne varlıktır. Diğer canlılardan farkı ise; sahip olduğu bu melekelerine bir sınır konmayıp potansiyel olarak gelişmeye müsait yaratılmalarıdır. İşte bu noktada insanın asıl vazifesi, biyolojik ihtiyaçlarını (yeme-içme, barınma ve üreme gibi) giderdikten sonra; zihnî ve ruhî melekelerinin inkişafını gerçekleştirebilmek için sürekli öğrenme gayreti içinde olarak tekâmül etmesi olduğu ortaya çıkmaktadır. İnsanın ne öğreneceği ve hangi sahada tekâmül edeceği, onu Yaratan Kudret'in ezelî ve ebedî Kitabı'nda belirtilmiştir. Kur'ân-ı Kerim'de insanın yeryüzüne halife olmak için yaratıldığı belirtilmektedir. Halifeliğin misyonu ise; yeryüzündeki işlerin hakkaniyet ve adalet üzerinde yürümesini sağlamak, fesad ve bozgunculuğu önlemek olarak tanımlanmaktadır. İnsanoğluna yüklenen bu misyonun yerine getirilmesi, varlık ve hâdiselerin bilgisine ve künhüne sahip olmayı mecburî kılar. Çünkü insanın öncelikle kendini tanıması; hemcinslerine, dış dünyadaki diğer varlıklara, hak ve adaletle davranabilmesi; sahip olduğu bilme ve idrak vasıtalarına aşina olmasını ve yapısına konulan zihnî ve ruhî melekeleri yerinde kullanmasını gerekli kılmaktadır. Bunun tabiî bir neticesi olarak okumak, düşünmek ve araştırmak, insanın bedenî ihtiyaçlarının üstünde yer alan, asıl halifelik misyonunu yerine getirebilmek için, olmazsa olmaz bir ön şart olmaktadır.
    Bilgiyi üreten, işleyen, kullanan ve organize eden insanoğlunun, güç üretici vasıtaların başında gelen bu bilgiyi mercek altına alması; sağlıklı ve doğru kararlar vermede vazgeçilmez bir ehemmiyete sahiptir. Her çağ ve dönemin kendine has bilgiyi üretme, sahip olma, analiz ve değerlendirme teknolojileri vardır. Günümüzde her genç insanın, bilginin avcısı ve tâlibi olmadan önce, bilginin tabiatı, hususiyetleri, ehemmiyeti, derecesi, çeşitleri ve elde ediliş biçimleri hakkında temel eğitimden geçmesi kaçınılmaz hâle gelmiştir. Bugün bilgi teknolojileri bilişim adı altında interdisipliner (farklı bilim dalları arasında) bir çalışma sahası oluşturmakta ve bu sahada bilgisayar bilimleri, iletişim, algılama-psikoloji (cognitive) bilimleri, bilgi mühendisliği ve teknolojileri, internet, ağ tabanlı iletişim, epistemoloji gibi bilim dalları birbirinin içine girmiş bulunmaktadır. Yaşadığımız çağda insanın öğrenmesi ve tekâmülü, bilginin geometrik artış hızına ayak uydurabilmesine, bilgiyi doğru, geçerli ve emniyetli şekilde tasnif edip, hayatının çeşitli yönleri ile münasebetlendirmesine, onu doğru form ve formatta pazarlayabilmesine, faal biçimde kullanılabilir kılmasına ve bilgiyi hayatına taşıyıp karşılaştığı meseleleri çözmede kullanabilmesine bağlıdır. İşte bu ağır vazifenin sağlıklı şekilde yerine getirilebilmesi için aşağıdaki sorular üzerinde durup düşünmek gerekmektedir. Çünkü dış dünyadan toplanan, âdeta bir hammadde şeklindeki veri ve malûmatların, bilgi, hikmet ve irfana dönüştürülmesi, insanın aklî ve kalbî melekelerinde vuku bulmaktadır. Bunun ön şartı ise; kâinat kitabını okumak, düşünmek ve tefekkür etmektir.

    Bilgi Tarifi ve Çeşitleri
    Bilgi, varlık ve hâdiseleri anlamaya yarayan, tarif eden, sınıflayan, açıklayan, kelimeler, cümleler veya başka tip ifadelerdir. Güç üretme katsayısı yüksek olan bilgi ise, varlık ve hâdiseler arasındaki farkları (benzerlik, ayrılık ve nötrlük açısından) fark etmemizi sağlayan kelimeler ve cümlelerdir. Bu noktadan doyurucu bilgi, nüansları sunan bilgidir. Dolayısıyla bilgi: doğduğu, üretildiği, lisanla çok yakın alâkalıdır. Lisan da; o dili konuşanların tarihi, coğrafyası, kültürü, dini, gelenekleri ve sosyo-kültürel eğitim sistemleri tarafından şekillendirilmiş bir anlatım ve ifade biçimidir. Bilim, bugün bizzat kendisinin de yakın mercek altına alınıp incelendiği yeni araştırma sahalarını ortaya çıkarmıştır. Metabilim (bilimötesi) olarak tanımlanan bu disiplinde, bilgiyi üretip, şekillendiren onu doğurgan kılan sosyo-kültürel şartlar incelenir. Bilginin daha faal kullanımı için bilgiyi sınıflandırmada çeşitli ölçüler ve kıstaslar üretilir. Bilhassa bilginin sınıflandırılması, işin başlangıç noktasını oluşturur. Çünkü kişinin hangi bilgi çeşitlerine zaman ayırıp öğreneceğine karar vermeden önce, bilgi dünyasının sonsuz çeşitliliğinin farkına varması ve genel bir fikir edinmesi sağlıklı bir başlangıçtır. "Denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa yine Allah'ın âyetlerini yazmakla bitiremezler." meâlindeki âyette vurgulandığı gibi, bilginin alt kümeleri sonsuzdur. Bilgileri kısaca sınıflandırdığımızda çok zengin bir bilgi dünyasıyla karşı karşıya kalırız: Dünyevî ve uhrevî bilgi, varlık ve hâdiselerin işleyişine ait bilgi, değerler dünyasına ait inanç ve ahlakî bilgi, aklî bilgi, kalbî bilgi, hissî bilgi, mantıkî bilgi, farkındalık sağlayıcı bilgi, üretim bilgisi, tanım bilgisi, metot (usûl) bilgisi, sıcak paraya dönüşen ve dönüşmeyen bilgi çeşitleri, sistemin kalitesini iyileştiren veya kötüleştiren bilgi, problem çözen ve problem üreten bilgi, belirtileri yok eden fakat temel sıkıntıları artıran bilgi, hazır çözümler sunan bilgi, problem çözme kabiliyetini artırıcı bilgi, ilgi alanımızdaki merakları giderici bilgi, tesir sahamızı geliştirici ve genişletici bilgi, geleceğe yatırım yaptıran ve onu zenginleştiren bilgi, insanı dinlendiren ve stres attıran bilgi, insanı düşünmeye sevk eden ve düşündüren bilgi, insana zevk veren bilgi, insanı hasta eden bilgi, iyileştiren bilgi, temizleyen veya kirleten bilgi, ücret ödemeye değer bilgi, bedavaya kolayca elde edilen bilgi, kendimizi tanımaya, iç dünyamızı keşfetmeye ve aile hayatımızı geliştirmeye yönelik bilgi, veya dış dünyayı, siyaseti, borsayı, futbol maçlarını anlamaya yönelik bilgi, enfüsî ve âfâkî bilgi, hayatta kalmak için gerekli parayı kazandıran meslekî bilgi, insanı Allah'a götüren O'na olan sevgiyi artıran bilgi, O'ndan uzaklaştıran veya O'na götürmeyen bilgi... gibi çok geniş ve isteğe göre sınıflandırmalar yapılabilir.

    Bilgi madem bu kadar çeşitli ve hepsini öğrenmek imkânsız, o zaman hangi bilgi çeşitlerini öğreneceğimize ve zihin dünyamızı hangileriyle dolduracağımıza, nasıl bir süreçle karar veriyoruz? Etki alanımıza giren şeylerin bilgisine mi, yoksa ilgi alanımıza giren şeylerin bilgisine mi talip olacağız? Her iki bilgi türü de bize lâzımsa, o takdirde dengeyi nasıl kuracağız, zamanımızı ve bütçemizi ikisi arasında nasıl pay edeceğiz? Hangi bilgi çeşitlerine, neye göre öncelik veriyoruz? Buna neler tesir ediyor? Bu kadar bilgi çeşidinin içerisinde boğulmadan ve kirlenmeden yaşamanın yolu nedir? Bunu zihin mağaramızı dış dünyaya kapatarak mı sağlayacağız? Yoksa hikmet ve basiretin rehberliğinde zihin dünyamızdan mümkün olduğunca fazla sayıda pencere açarak ve gelen bilgi parıltılarını, hayatımızın temel prensipleri ve pusulası doğrultusunda hikmet ve basiret süzgecinden geçirerek mi? Bu bilgi çeşitlerinin bazılarının sahip olduğu dayanılmaz çekiciliğe karşı, nasıl bir bilgi diyeti ve rejimi uygulayacağız? Hangi bilgiye gerçekten ihtiyacımız var? Hangi tür bilgilere ihtiyacımız sahte olup, ani etkilenmelerden ve fantezilerden kaynaklanıyor? Bilgi patlamasının yaşandığı günümüzde, bilgiyle alâkamız hangi seviyede olacak? Sırat-ı müstakim üzere, dengeli bir hayat yolculuğu yapabilmek için, hayatımızda bu bilgi çeşitlerinden hangilerine ne kadar yer vereceğiz? Bilgi dünyasındaki çeşitliliğin dayanılmaz çekiciliğine karşı, kendimizi nasıl kontrol edip; hem bilgi denizinde boğulmadan, hem de bilgi açlığından ölmeden, yolumuza devam edebileceğiz? Bilgi bizim hayat yolculuğumuzda neyimiz oluyor? Bilgi, bu âlemdeki yolculuğumuzun olmazsa olmaz şartlarından mı? Cevap evetse, hangi bilgi çeşitleri hayatımızın ayrılmaz parçası ve yönlendiricisi? "Faydasız ilimden Allah'a sığınırım." diyen Peygamberimiz (sas) hangi bilgi çeşitlerini kastetti? Yoksa faydasız bilgi, bilginin kendisi değil de; kişiye, yere, zamana ve dozuna göre her bilgi çeşidi, faydalı ve faydasız bir hâle mi geçiyor? Nasılki su içmenin bazı hastalar için farz, bazıları için mubah, bazıları için caiz, bazıları için ise haram olması icap ediyor, aynen öyle de bilgiyi de bir ilâç olarak ele alabilir miyiz? Onun hem oldurucu hem de öldürücü, hem temizleyici hem de kirletici özellikleri kendi bünyesinde taşıdığını fark ediyor muyuz? Bilgi sizi cennete de, cehenneme de götürebilir. Sizi rahatsız da edebilir, rahata ve huzura da kavuşturabilir. Meselenin can alıcı noktası, onunla kurduğunuz münasebetin yeri, zamanı, dozu ve mâhiyetidir.

    Bilgi; şahsî, ailevî hayatımızda ve çocuklarımızın eğitiminde olmazsa olmaz yönlendiricilerimizden mi? Bizim bilgiyle olan münasebetimiz, bulursak, önümüze çıkarsa alıp kullanır, minimum fayda prensibine göre istifade etmeye çalışırız; önümüze çıkmazsa, ne arar ne de sorarız, cinsinden bir şey mi? Bir başka ifadeyle bilgi, bizler için rastgele bulunursa şükredilen; yokluğunda sabredip beklenilen ama asla peşine düşülmeyen ve her yerde didik didik aranmayan ve bulunsa da paylaşım bedelinin ve maliyetinin ödenmesi zor bulunan bir meta mı? Yoksa bunların hiçbiri olmayıp, hadîste buyurulduğu gibi; "İlim mü'minin yitik malıdır, onu aramak ve peşine düşmek gerekir." prensibine uygun olarak değerinden fazlasını ödeyip, sahip olduğumuz, tükettiğimiz ve sonra da yeni bilgi ve katma değerler ürettiğimiz bir şey mi?

    Bilgi, hayatımızı sürdürmek ve kendimizi geliştirmek için gerekli mi? Gerekli olduğunu kabul edelim, tek başına yeterli mi? Elbette hayır! O zaman bilgi, benim için gerçekten ne kadar önemli bir öncelik? O vazgeçemeyeceğimiz, ve onsuz yapamayacağımız ve uğruna her şeyimizi feda edebileceğimiz bir aşk mı? Yahut bir eğlenme biçimi ve hobi mi? Yoksa bilgi, hayatımızda lüks ve fantezi mi? Hayatımızı, hakikatin ve doğrunun bilgileri mi, yoksa otorite-güç-iktidar ilişkilerinin bilgisi mi yönetiyor? Bilgi ne ölçüde hayatımızın pusulası ve rehberi olacak? İhtiyaçlarımız bilgi sahibi olmayı mecburi kılıyorsa, ama diğer taraftan da, ihtiyaçlarımızı herhangi bir şekilde bilgiye ihtiyaç duymadan da kolayca karşılayabiliyorsak, o zaman niçin bilginin peşinde olacağız? Ve niçin bilgiyi tekrar sahip olunması gereken yitik bir mal olarak göreceğiz? Hayatımızı yönlendiren bilgilerin kalitesi ve çözüm gücü nedir? Hayat kalitemiz, bilgilerimizin kalitesine bağlı ise, bilgilerimizin kalitesini artırmadan hayat standardımızı yükseltmek ne derece mümkün olacaktır?

    Kim kimin peşinden gidecek? Bilgi mi ihtiyacı olan insanların ayağına gidecek yoksa bilgiye ihtiyaç duyan insanlar, bilgiyi arayıp bulup yanına giderek mi öğrenecekler? "İlim iltifata tâbidir." sözü gerçekse, o zaman ilmin ve bilginin yeşermesi için, onu üreten, dağıtan ve sunan insanlara sağlıklı iltifat ve değer verme nasıl olmalıdır?

    Bilgi ihtiyacımızı uzman ve ehliyetli kişilerden veya temel referans eserlerden mi karşılayacağız? Yoksa, gazete sayfalarındaki bilgilerden, arkadaş çevresindeki sohbetlerden, genel geçer bilgilendirici ve fikir verici, ama derinlemesine analiz ve sentezden mahrum halka açık konferanslardan mı bilgi ihtiyaçlarımızı karşılayacağız? Bilim adamı, ihtiyacı olan insanların ayağına kadar gidecekse, zahmet ve emeğinin karşılığını bu dünyada mı, yoksa ahirette mi alacak? Bilgi açlığımızı giderirken, "minimum fayda ve kazanç elde etme" mantığını mı esas alacağız, yoksa belli bir kalite ve standarda göre üretilmiş ve ambalajlanmış eğitim ve sohbetlerden azamî istifadenin yollarını mı kullanacağız?

    Bir insanın değeri, sahip olduğu bilgi ve irfan zenginliğiyle mi belirlenmeli, yoksa bilgilerini ne ölçüde sıcak paraya dönüştürebildiğine bakarak mı ona değer verilmelidir? "Bak şu kimse o kadar zamandır ilim tahsil etti ama benim kadar ekonomik kazanca sahip değil. O halde bana kısa zamanda ekonomik olarak fazlasıyla geri dönmeyen bilgiyi öğrenmemin ve kitap okumamın katkısı ne?" şeklindeki düşünceler, hangi açıdan doğru, hangi açıdan sağlıksız, hattâ temelden yanlış düşüncelerdir? Gerçekten ekonomik değere dönüşmeyen ve ekonomik çevrime girmeyen bilgilerin hayatımıza neler kattığının ne kadar şuurundayız? Meselâ kültürel bilgi üretiminin, ekonomiye katkısı ne? Kültürel bilgi, insanın hissî, zihnî ve ruhî gelişimini sağlayıcı, iyileştirici bilgiler, bedava elde edilebilecek kadar ucuz mu? Niçin sinema, tiyatro, müzik gibi eğlendirici ve dinlendirici bilgileri satın almak bizi rahatsız etmiyor da; hissî, zihnî ve ruhî gelişim bilgilerini satın almak veya paylaşım bedelini ödemek bize garip geliyor? Yoksa, bu bilgilerin, kamusal alandaki bilgi edinme vasıtalarından ve dostlardan, aileden bedava öğrenilebilen şeyler olduğuna mı inanıyoruz?

    O halde bilginin tâlibi olan ve onu arayan kişi, öncelikle hangi bilgi çeşitlerini aradığının farkında olmalı ve o bilgiyi doğru yerde, doğru kişilerde aramalıdır. Aradığı bilgilere rastladığında da, bu bilgilere ne kadar zaman, ne kadar bedel ödeyeceğine ve minimum kabul edilebilir bilgi kalitesinin ne olacağına karar vermelidir. Çünkü bilginin alt kümeleri sonsuz olduğu gibi, bilginin kalitesi de sonsuzdur. Üstelik bilgi izâfî bir şeydir. "Her bilenin üstünde daima daha iyi bilen vardır." Hakikatı ışığında, hangi seviyedeki bilenin bilgisine başvurulacağı ve kimlerin elinden veya kabından sunulan bilgilerin öğrenilmeye değer bir şey olduğuna da karar verilmesi gerekmektedir.

    Kişiler ve toplumlar, burada sorulan sorular üzerinde yeterince düşünmez ve bu soruların cevaplarını açık ve net olarak şeffaflık ve dürüstlük ilkelerine sadık kalarak, kendileri ve ait olduğu sosyal gruplar için üretmezlerse, insanı-hayatı-kâinatı doğru okumaları ve ona göre insan-kâinat-Yaratıcı münasebetlerini sağlıklı zeminlerde sürdürmeleri oldukça zordur. Sürdürebilseler de denge içinde kalarak uzun ömürlü olmaları söz konusu değildir. İnsanlığa sulh, kardeşlik ve adaleti getirebilmek için öncelikle büyük araştırma merkezlerinde üretilen ve internette kullanıma sunulan veya reklâmı yapılan malûmatların ve bilginin, insanımızın hayat standardının yükseltilmesinde, üretimde ve problemlerini çözmede kullanılabilmesi için, bu yazıda sorulan sorular üzerinde kafa yormuş ve kendi cevabını üretmiş eğitimli, bilge insanların yetiştirilmesine âcilen ihtiyaç vardır.

    21. yüzyılda Türkiye'nin temel meselesi, yukarıda sorulan, "bilgi benim neyim oluyor, bilgi benim için vazgeçilemez bir değer mi?" sorularının cevabını bulmuş, kaliteli, eğitimli bilge insan tipini yetiştirmektir. Bu temel meselenin ortaya çıkardığı diğer problemler ise, ekonomi, adalet, sağlık, aktif ve istikrarlı yönetimde süregelen kronik hastalıklardır. Yetiştirdiğiniz veya yetiştirmekte olduğunuz insan tipi veya modeli, bu sorular üzerinde yeterince düşünmüş ve bunlara çağa uygun çözümler üretebilmiş ise, günümüzde yaşanan bilgi patlamasından, insanlığa refah, sulh ve saadet getiren bilgelik ve irfan elde edilebilir. Aksi takdirde hikmetten ve bilgelikten mahrum bilgi yığınlarına sahip insanların; savaşı, zulmü teşvik eden ve insanları felâkete götüren, sömüren, bilgi ve teknolojiler üretmesi kaçınılmazdır.





    Bu sayfa hakkında yorum ekle:
    İsmin:
    Mesajınız:

    azizyilmazcom.tr.gg
    => Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=