• Ana Sayfa
  • Hakkimizda
  • Üye Olun
  • Ziyaretçi Defteri
  • Forum
  • İletişim
  • Görsel Eğitim Setleri

  • _______________

    ZiyaretÇi BilgileRi 

    Bilgileriniz 

    » Bu sitemizi ziyaretin.

     

     

     

     

     

    PAYLAŞINN..!

     

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

    Paylaşıyorum

    Dogru Kelime Dogru Ifade

    Doğru Kelime Doğru İfade

    Mehmet SUCU

     

    Nasreddin Hoca devridir. Zamanın idaresi tarafından asayişin sağlanması için olsa gerektir ki; pala, yatağan, kama gibi kesici, yaralayıcı nesnelerin taşınması yasaklanmıştır. Kolluk kuvvetleri, Hoca’nın bu yasağa rağmen sokakta kuşağının arasında kocaman bir palayla arz-ı endâm ettiğini görür ve Hoca’yı hesaba çeker: “Aman Hoca’m, sokağa bu şekilde çıkmanın yasak olduğunu bilmez misin?” sorusuna; “Hiç bilmez olur muyum, elbette bilirim.” cevabını verir Hoca. Kolluk kuvvetleri bunun üzerine: “Madem bilirsin de, ne diye yanında kocaman bir pala taşırsın?” derler. Hoca: “Bilirsiniz ki ben hocayım, yazı yazarım, kitap okurum. Kimi zaman kitaplarda imlâ yanlışlığı yahut ifade bozukluklarıyla karşılaşırım. Böyle zamanlarda bu palaya ihtiyaç duyar ve yanlışları bununla kazıyıp düzeltirim.” cevabını verir. Görevliler kendisine: “Etmeyin Hoca’m, böyle bir iş için kocaman bir palaya ne hacet? Küçük bir çakıyla da bu ihtiyacınızı göremez misiniz?” derler. İşte bu soru, Hoca’ya o ana kadar sabırla beklediği taşı gediğine koyma fırsatını verir: “Bazen öyle büyük yanlışlıklar oluyor ki, bu pala bile onu kazımak için küçük kalıyor.”

    Günlük hayatımızda diğer insanlarla konuşurken Nasreddin Hoca’nın sözünü ettiği yanlışlıklarla sık sık karşılaşır, dil ve anlatım bozuklukları yaparak ‘iletişim kazalarına’ uğrayabiliriz. Dil, “İnsanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabiî bir vasıta; kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık; temeli, bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli antlaşmalar sistemi, seslerden örülmüş içtimaî bir müessese.” şeklinde tarif edilir. Bu tariften de anlaşılacağı üzere lisanın en mühim vazifesi, insanların anlaşmasını sağlamaktır. Ancak dilin bu vazifesini yerine getirebilmesi, kendi kaidelerine uygun kullanılmasıyla mümkündür. Aksi takdirde çoğu zaman yanlış anla(şıl)malarla karşılaşılması kaçınılmaz olacaktır.

    “Ben öyle demek istemedim.”, “Siz beni yanlış anladınız!”, “Anlatamadım galiba!”, “Ne demek istiyorsunuz?” gibi sözleri sık sık söyler veya duyarız. Bu ifadelerde her ne kadar muhatabın anlama kapasitesinin payı olsa da, asıl payın, dili doğru kullanmayanda olduğu unutulmamalıdır.

    Son yıllarda çeşitli basın yayın organlarında dil yanlışları ve ifade bozuklukları ile alâkalı haber veya makaleler çıkmaktadır. Bu mevzuda neşredilmiş bir hayli de eser vardır. Bu eserler, isteyenlerin, yanlışlarını düzeltmelerine eskiye nazaran daha çok imkân sağlamaktadır. Mevzu, her yazar tarafından farklı şekillerde ele alınıp gruplandırılmış olsa da, maksat hepsinde aynıdır: Dil yanlışlarını, dil ve ifade bozukluklarını en aza indirmek.

    Çeşitli imtihanlarda dil ve ifade bozuklukları ile alâkalı sorular sorulması -imtihanda başarıyı artırmak için olsa da- hiç değilse böyle bir mevzuun varlığından haberdar olunmasını, eğitim müesseselerinde bu husus üzerinde ehemmiyetle durulmasını, konuşmalarda ve yazılarda itina gösterilmesini sağlamaktadır.

    Dil ve anlatım bozuklukları; köylü-şehirli, eğitimli-eğitimsiz, genç-ihtiyar her insanın konuşmalarında, yazılarında bulunabilir. İnsanlara konuşmasında, yazısında dil yanlışlarının bulunduğunu söylediğimizde, genellikle; “Ama günlük hayatta bunu hep böyle kullanıyoruz.” itirazıyla karşılaşırız. Ne var ki, o cümlenin günlük hayatta öyle söylenmesi, her ne kadar “Galat-ı meşhur, lügat-ı fasihten evlâdır.” (yaygın olan yanlış bir kullanma, kimsenin bilmediği fasih bir söyleyişe tercih edilir) denmiş olsa da, yanlışlığı gidermez ve o yanlışın düzeltilmesi lüzumunu ortadan kaldırmaz.

    Konuşmalardaki yanlışlıklar birkaç farklı faktöre bağlı olarak ortaya çıkabilir. Dil yanlışları, mânâyla alâkalı olanlar ve gramer bilgisinin eksikliğinden kaynaklananlar olmak üzere başlıca iki grupta incelenebilir. Dilbilgisi eksikliğinden kaynaklanan ifade bozuklukları, uzmanlık gerektirdiği için tabiatıyla çoğu kimse tarafından fark edilmez. Mânâyla alâkalı ifade bozuklukları; lüzumsuz kelime kullanma, aynı mânâlı veya çelişen kelimelerin bir arada kullanılması; kelimenin yanlış mânâda veya yanlış yerde kullanılması gibi başlıklar altında ele alınabilir.

    Diğer yandan, düşünce, konuşma ve yazma hızı ile ruh dünyamız ve sinir fizyolojimizin tetiklediği beden dili arasındaki münasebetler oldukça girifttir. Bazen hızlı düşünürken konuşmamız yavaş olabilir, bazen de hızlı konuşmamız gerektiğinde düşünce ve gönül dünyamızdaki karışıklıklar sebebiyle hatalar ortaya çıkabilir. Ayrıca konuşanın el, kol veya yüz hareketleri, konuşmalardaki yanlışlıkların fark edilmesine mâni olabilir. Yazıda ise yazar, yanlışları perdeleyecek jest, mimik gibi imkânlardan mahrum olduğu için, dil ve ifade bozuklukları daha kolay fark edilebilmekte; daha çok dikkat çekmektedir. Konuşma esnasında ifadelerdeki yanlışları geriye dönüp düzeltme imkânı yoktur; çünkü bu düzeltmelerin çokluğu konuşmanın tesirini azalttığı gibi dinleyicinin dikkatini de dağıtır, hâlbuki yazıları neşredilmeden önce kontrol ederek düzeltme imkânı vardır.

    Gereksiz kelime kullanılması
    Eskiler; “Sözü süz de söyle, mânâyı inci gibi diz de söyle!” derlermiş. Edebiyatçılar, fazla zamanları olmadığı için uzun yazdıklarını, zamanları olsaydı daha kısa yazacaklarını söyleyerek cümlenin yahut eserin uzunluğunun aranan bir vasıf olmadığını vurgulamışlardır. Bazı kalem erbâbı da; “Düşüncenin canı kısa sözdedir” diyerek cümlelerin gereksiz kelimelerle uzatılmamasının lüzumuna dikkat çekmiştir.
    Cümlelerde ifade bozukluğunu önleyen vasıflardan biri, duruluktur. Duruluk, cümlede lüzumsuz kelimelere yer verilmemesidir. Bir kelimenin gerekli olup olmadığını anlamak için sözkonusu kelime cümleden atılır. Cümlenin mânâsında bir daralma oluyorsa, o kelimeye ihtiyaç vardır; aksi takdirde kelime lüzumsuz kullanılmış ve ifade bozukluğuna yol açmıştır. Bu durumda sözü edilen kelime atılarak bozukluk giderilebilir. Meselâ, “Ortaklar arasındaki mevcut ikilik giderildi.” ve “Onunla iki yıldır karşılıklı mektuplaşıyoruz.” cümlelerindeki ‘mevcut’ ve ‘karşılıklı’ kelimeleri atıldığında cümlelerin mânâsında bir daralma olmamaktadır. Çünkü bir şeyin giderilebilmesi için mevcut olması gerekir, olmayan bir şey giderilemez; mektuplaşma işi zaten karşılıklı yapılan bir iştir, bu yüzden ‘karşılıklı’ kelimesinin kullanılmasına lüzum yoktur.
    “Bu işyerinde aşağı yukarı üç-dört yıldan beri çalışıyorum.”, “Yaptıklarını kendi ağzıyla itiraf etti.”, “Hemen getireceğini söyleyerek aldığı makası geri iade etmemiş.” cümlelerindeki koyu yazılmış kelimeler, lüzumsuz kullanılmış ve ifade bozukluğuna sebep olmuştur.

    Aynı mânâda birden fazla kelimenin kullanılması
    Duruluğa mâni olan ve sıklıkla karşılaşılan bir başka yanlış da, aynı mânâyı veren kelimelerin bir arada kullanılmasıdır. Bu durumda ifade bozukluğunu giderebilmek için kelimelerin biri atılmalıdır. Fakat yeni bir kelimeyi öğretmek yahut mânâyı pekiştirmek gâyesiyle aynı mânâya gelen birden fazla kelime bir arada kullanılabilir. Bu iki hususun birbirinden ayırt edilmesi gerekir. Bu yanlışlara dikkati çekmek için edebiyat dünyasında lâtife kabilinden çok sık kullanılan “Bab-ı âlinin yüksek kapısından huruç edip çıkarken atlı bir süvariye tesadüfen rast geldim.” cümlesindeki; bab-kapı, âli-yüksek, huruç etmek-çıkmak, atlı-süvari, tesadüfen-rast gelmek kelime çiftleri aynı mânâya gelmektedir. “Orada bize ilgi, alâka gösterdiler.”, “Sigara içmenin sağlığımıza ve sıhhatimize zarar verdiği kesin olarak biliniyor.”, “O, kendinden büyüklere her zaman saygı ve hürmet gösterirdi.”, “Doktoruna göre babamın bir ay dinlenip istirahat etmesi gerekiyormuş.” cümlelerindeki koyu yazılan kelimeler, aynı mânâya geldikleri için ifade bozukluğuna yol açmıştır.

    Kelimenin yanlış mânâda kullanılması
    İnsanlar, yazılışı veya mânâsı yakın olan kelimeleri birbirinin yerine kullandığında bu hatayı çoğu zaman kelimenin yabancı menşeli oluşuna bağlayıp kendilerini aklama yoluna gitmektedir. Kişi en azından mânâsından emin olmadığı bir kelimeyi kullanmadan önce lûgate müracaat etmelidir. Bir yazar, yapmak isteyip de yapamadığı bir işi ifade sadedinde “İçimde uhde olarak kaldı.” derken, ‘mesuliyet’ mânâsındaki ‘uhde’yi değil ‘ukde’yi kastediyordu. Buna benzer bir yanlışı Peyami Safa, “Dil Şuursuzluğu” adlı makalesinde şu şekilde ifade etmektedir: “Türk Haberler Ajansı’nın Gümülcine’den aldığı bir haberde İstinaf Mahkemesi (ilk derecedeki mahkeme ile Yargıtay arasındaki mahkeme) olmak lâzım gelen kelime, ‘İstinkâf’ (çekinme, geri durma, sakınma) mahkemesi şeklinde yazılmıştı. Musahhih (tashih eden, düzeltmeleri yapan) arkadaşlarımız düzelttiler. İki kelime arasındaki farkı bilmeyen muhabirin mazereti başında değil, yaşındadır. Bu gençlere Türkçe dersi ya hiç verilmedi veya dilimizde yaşayan Arapça ve Farsça kelimelerin yapıları, teşekkül tarzları öğretilmedi.”
    “Kendi kalesine attığı golle takımının mağlup olmasını sağladı.” (olmasına yol açtı), “ Senin yüzünden sınıfımı geçtim.” (sayende), “Senin sayende sınıfta kaldım.” (yüzünden), cümlelerindeki koyu yazılmış kelimeler, yanlış mânâda kullanılmış ve ifade bozukluğuna yol açmıştır.

    Farklı İşler İçin İki Fiil Yerine ortak bir fiilin kullanılması
    Bazı durumlarda, farklı işler için farklı iki fiil kullanılması gerektiği hâlde sözü uzatma endişesinden bir fiilin ortak kullanılması; dil ve ifade bozukluğuna yol açmaktadır. Böyle bir durumda, eksik olan fiil yazılarak cümledeki ifade bozukluğu giderilebilir. “Davetlilerin kırmızı kravat ve koyu renk elbise giymeleri gerekiyordu.” ve “Böyle davranarak ailesine yarar mı, zarar mı verdiğini anlayamadık.” cümlelerinde, kravatın giyildiği, yararın verildiği mânâsı çıktığından burada sözü edilen yanlışlık yapılmıştır. “Kıldığımız namazları ve ( ) oruçları kabul et Allah’ım. (tuttuğumuz)” cümlesinde de parantezle belirtilen yerde koyu yazılmış kelime kullanılmalıdır.

    Kelimenin Yanlış Yerde Kullanılması
    Yazarın meramını anlatabilmesi için yazdıklarının açık ve anlaşılır olması gerekir. Bunu sağlamanın yollarından biri de kelimelerin cümledeki sıralanışına ihtimam göstermektir. Meselâ inşaatlarda can güvenliğini sağlamak maksadıyla “İzinsiz inşaata girmek yasaktır.” cümlesinin yazılı olduğu bir tabela asılıdır. Bu cümleden, kastedilmediği hâlde, inşaatın izinsiz, (kaçak, ruhsatsız) olduğu mânâsı da çıkarılabilir. Burada izinsiz kelimesi, inşaata kelimesinden sonra gelmeliydi.

    “80 bin civarında göz taramasından geçirilmiş ( ) hastamız var.”, “Uykusuz direksiyona ( ) geçmeyin.”, “Mobilyalarınız, ücretsiz evinize ( ) teslim edilir.”, “Su gibi gazozun ( ) içildiği düğünde herkes eğlendi.”, “Yeni okula ( ) başlayan binlerce öğrenci, geleceğimizin teminatıdır.”, “Mazeretsiz okula ( ) gelmeyenler uyarıldı.” cümlelerindeki koyu yazılan kelimeler, yanlış yerde kullanılmıştır. Bu kelimeler, parantezle belirtilen yerlerde kullanılırsa cümledeki anlatım bozukluğu giderilmiş olur.

    Çelişen Kelimelerin Kullanılması
    Mânâları çelişen kelimelere yer verilmesi, cümlenin anlaşılamamasına yol açar. Mesela “Az da olsa onun buradan ayrılmasından tamamen siz mesulsünüz.” cümlesine muhatap olan biri, mesuliyetinin derecesini anlayamayacaktır. Çünkü bir kişinin aynı suçtan hem ‘az’ hem de ‘tamamen’ mesul olması düşünülemez. Bu durum, “Onunla aşağı yukarı, tam iki saat senin durumunu görüştük.” cümlesiyle de misâllendirilebilir. ‘Tahmin’ mânâsı katan ‘aşağı yukarı’ ve ‘kesinlik’ mânâsı taşıyan ‘tam’ kelimeleri çelişmektedir. Böyle bir cümleyle karşılaşan ne denmek istendiğini anlayamayacak ve hüküm vermekte zorlanacaktır. “Eminim ne demek istediğimizi anlamış olabilirsiniz.”, “Hiç şüphesiz bunları duyunca çok şaşırabilir.”, “Şüphesiz bu sene senin sınıfını geçebileceğini sanıyorum.” cümleleri de çelişen kelimelerin kullanılmasına misâl verilebilir.

    Yabancı kelime kullanma takıntısı
    “Manda ve himaye kabul edilemez.” şeklindeki bir antlaşma maddesindeki “manda” kelimesi Fransızca’da “bir mercî veya devletin himayesi altına girme” mânâsına gelen mandat kelimesinden alınmıştır. Hâlbuki Türkçemizde ‘manda’ ismiyle anılan bir hayvan vardır. Hem halkın bilmediği ve Türkçeye mâl olmamış bir kelime kullanılmış, hem himaye kelimesi kullanılarak tekrar yapılmış, hem de bir hayvan ismiyle zihinler karıştırılmıştır.
    Netice olarak dil yanlışlarından kaçınmak ve ifade bozukluklarını en aza indirmek için dilimizin güzel kullanıldığı eserler sık sık okunmalı, bilhassa gramer ve imlâ kitapları müracaat kaynaklarımız olmalıdır. Eğitim müesseselerinde bu mevzu daha teferruatlı ve uygulamalı olarak ele alınmalıdır. Bu yapılabildiği ölçüde, anne-babaların çocuklarıyla; eğitimcilerin, talebeleriyle; kamu görevlilerinin halkla daha sağlıklı iletişim kurabilmeleri mümkün olabilecektir.

    Dipnot
    1.Peyami Safa, Türkçe, Osmanlıca, Uydurmaca, Ötüken Neşriyat, İst., 1999.





    Bu sayfa hakkında yorum ekle:
    İsmin:
    Mesajınız:

    azizyilmazcom.tr.gg
    => Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=