• Ana Sayfa
  • Hakkimizda
  • Üye Olun
  • Ziyaretçi Defteri
  • Forum
  • İletişim
  • Görsel Eğitim Setleri

  • _______________

    ZiyaretÇi BilgileRi 

    Bilgileriniz 

    » Bu sitemizi ziyaretin.

     

     

     

     

     

    PAYLAŞINN..!

     

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

    Paylaşıyorum

    Suyun Musikisi

    Endülüs Bahçelerinde Suyun Musikîsi

    Mehmet BATUR



    Ispanya'nın güneyinde Jerez şehrindeyiz. Üç arkadaş, merakla akıp geldik buralara. Biliyoruz ki adımladığımız bu yerler, Müslüman bereketiyle harmanlanmış bir zamanlar. Endülüs'e doğru süzülürken, İslâm'ın zenginliğinden izler taşıyan Jerez ve emsali şehirleri düşünüyoruz. Her yol dirseğinde ve her sokak başında, bu şehirlere renklerini çalan öncülerin izlerini bulmaya çalışıyoruz. Şehirlerin taş döşeli yollarında geçmişin ezgilerine kulak kesiliyor, Flâmenko'da o günlere ait hüznün nidasını buluyoruz.

    Kurtuba, Sevilla, Malaga, Granada, Tuleytula... İslâm'ın incelerden ince mânâ urbasıyla içli dışlı olmuş şehirler. Bu estetiğin ilk taşıyıcılarından Tarık bin Ziyad'ı düşünüyoruz pek tabiî. Zafer takını gönlünde dalgalandıran, ruhuyla zafer burçlarına tırmanmış yiğitlerden bir yiğit Tarık Bin Ziyad.... Süzüldüğümüz tenha sokakların sessizliğini, Tarık ve ondan sonra buraları mesken tutanların sesleri bozuyor sanki. Esasında bu bir medeniyet devranıdır, ilk ve derin rönesansıdır bu coğrafyanın.

    Evet Jerez'deyiz. Mimarî esintiler, cumbalı pencerelerle Şark'ın herhangi bir beldesi gibi âdeta buralar. Önümüzde rehberimiz Jesus Gomes. Gomes, hakşinas bir rehber. Haklıya hakkını teslim ediyor. Seyahatimize, yirmiye yakın Katolik Hristiyan da eşlik ediyor. Jesus Gomes anlatıyor bizler merakla dinliyoruz: "Bizler, birbirimizle cedelleşen, kavga gürültüyü tek meşgale hâline getiren bir topluluktuk. Huzuru ve birbirimize katlanmayı unutmuştuk. Müslümanlarla beraber buraya huzur, barış ve birlikte yaşama kültürü geldi. Hoşgörüyü, toleransı öğrettiler bize. Onlarla halkımız adaletle yaşamayı öğrendi, baskılardan kurtuldu. Onlarla bu topraklar ilimde öncüler yetiştirdi. Çok önemli âlimler yetişmiş bu topraklarda. Astronomi, tıp, matematik ve diğer ilimlerle ilgili çok önemli eserler yazılmış."

    Gomes'in, bu hakşinaslığı sergileyen tavır ve ifadeleri bizi de, derin düşüncelere salıyor. Düşünüyoruz elbet... İlkler... Onlar, yedi coğrafyaya sıcak mesajlar taşırken, bir yandan da gönüllere ışık tutmaya çalışmışlar. Zorba anlayışlardan kurtulmanın yollarını işaret etmişler. Düşünme yollarını, yeni fikrî egzersizlerin kapı aralıklarını göstermişler. İlim ve araştırmanın aşkını nakşetmişler sinelere.

    Tenha sokaklarda yol alıyoruz. Her yanda, mekânlara mânâ katan Endülüs Müslümanları'ndan izler... Rehberimiz Gomes anlatmaya devam ediyor. O, hakkı haklıya teslim eden eda ve tavrıyla konuşurken, bizler de kulak kesiliyoruz: "Dikkat edin yapılar yeşille iç içe. Suyun musikisini bahçelerimize taşımış Müslümanlar. Müslüman bahçelerinin sessiz sularında büyük bir müzik de vardır. Kendi ağaçlarını bizim buralara taşımışlar. Şu gördüğünüz Palmiyeler onlarla gelmiş buralara. Bizi yeşille buluşturmuşlar. Bir de kültür ve sanatta zirveleşmiş bu topraklar. Sonra ticareti ve tarımı da Müslümanlardan öğrenmişiz biz. Hayatımızda suyun yeri bile yokmuş. Temizlik hayatımızdan uzakmış. Müslümanlar önce kanallarla şehre su taşımışlar. Temizlik hayatımıza girmeye başlamış. Meselâ, zengin ve fakirin aynı anda girebildiği hamamlar inşa edilmiş."

    Hayalimizde hep o ilkler... Bizlerle konuşuyorlar sanki. Onların buralara taşıdığı zenginlik elbette sadece ilmî çalışmalardan ibaret değilmiş. Edebiyattan sanata, ziraatten en ince peyzaj ve bahçecilik işlerine kadar zengin, estetik bir dil yakalamışlar. Bu zenginlikle ulaştıkları coğrafyalarda hayranlık uyandırmışlar. Bu coğrafyanın yeniden dizaynı, görenleri şaşırtmış; bu estetize mekânlarla yüzleşenler âdeta kendilerinden geçmişler...

    Sokaklarda dolaşırken, Gomes, anlattıklarının nihayetinde sözü yaşanan trajedilere getiriyor. Jesus Gomes'in anlattıkları acı bir itiraf aynı zamanda: "Müslümanlar bize her şeylerini vermişler. Sahip olduğumuz zenginliklerin hemen hemen hepsini onlardan almışız. Ama biz, bunlara karşılık onları katletmiş, bu topraklardan sürmüşüz. Makette gördüğünüz şu camilerin hiçbiri şu anda yok. Büyük bir kısmını yıkmışız, kalanlarını da kilise yapmışız." Hâsılı "Aranızda Müslüman var mı?" diye soran Jesus Gomes bize yönelerek, özür sadedinde, "Size çok teşekkür ediyor ve yaptıklarımız için özür diliyoruz." diyor. Ekipte Müslüman olmayan diğer Hristiyanları da özre davet ediyor.

    Evet Jerez'deyiz. Dinlediğimiz, hüzünle örülü bir şarkı... Zengin bir armoniymiş bu, çınlarmış bir zamanlar buralarda... Bu toprakları baştanbaşa yıkamış bu zengin sedâ... Bu büyüleyici tınıların taşıyıcılarını, ilim ve araştırma aşkının öncülerinden birkaçını, çok kısa ve bilinen meşhur yönleriyle zikredelim isterseniz: İbn Firnas, İbn Tufeyl, İbn Cubeyr, İbn Meserre, İbn Bacce, Muhyiddin İbn-i Arabî ve İbn Rüşd... Copernic'in üstad kabul ettiği Tuleytulalı İbrahim ez-Zerkâlî; yıldızların durumlarını inceleyen ve astronomiye çok büyük katkılarıyla tanınan ve Astronominin Prensipleri isimli eseriyle modern astronominin kurucusu kabul edilen İşbiliyeli Ebu İshak el-Bitrucî; Dünya'nın çevresini çok az farkla hesaplayan ve müthiş haritalarıyla tanınan el İdrisî gibi isimler sadece sayabileceklerimizin çok küçük bir kısmıdır. Çalışmalarıyla Batı rönesansının da temelini teşkil eden bu medeniyete imza atan ilim ve sanat dâhilerinin hepsini zikretmeye kalkmak, şu anda hedefimiz dışında kalır. Bu medeniyetin, insan, kâinat ve Allah (celle celâlühü) arasında inşa ettiği sevgi ve estetiği, ancak bu topraklardaki havayı teneffüs edince anlayabilirsiniz.







    Bu sayfa hakkında yorum ekle:
    İsmin:
    Mesajınız:

    azizyilmazcom.tr.gg
    => Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=